Tarihsel gerçekler ve Kıbrısrum Sağı

tarihsel-gercekler-ve-kibrisrum-sagi

Kıbrıs’ta tarihsel gerçeklerle yüzleşme meselesi, iki toplumun milliyetçi elitlerinin işlediği suçlar konusu ne “sadece tarihsel” bir konudur, ne de soyut bir biçimde ideoloji alanıyla sınırlı bir konudur. Tam aksine tarihsel gerçekler, başka konuların yanı sıra, gerek bugünkü bölünmüşlük koşullarında, gerekse Kıbrıs sorununa bulunacak bir çözümle talep edilen erkle belirleyici bir biçimde ilişkili bir meseledir. Dolayısıyla tarihsel gerçekler geçmişimizle olduğu gibi, aynı zamanda geleceğimizle de ilgili bir meseledir.

Kıbrıslıtürklerin aleyhine suçlar işlendiğini kabul etmeyi Kıbrıslırum Sağ’ın sistematik bir biçimde inkâr etmesinin derin ideolojik ve siyasi kökleri vardır. Öncelikle bu inkâr Helenlerin “üstün” olduğu yanılsamasıyla ve Sağ inancın köklerindeki “Biz böyle şeyler yapmayız” görüşüyle bağlantılıdır Dolayısıyla Kıbrıslırum Sağ Kıbrıslırumların Helenliğinin ve somut olarak milliyetçi elitin yorumladığı şekildeki Helenliğinin “bozulmamış ve kusursuz” olduğunu kanıtlamaya çalışmaktadır.

Kıbrıslıtürklerin aleyhine işlenen suçları Kıbrıslırum Sağ’ın inkâr etmesinin aynı zamanda belirli bir siyasi içeriği vardır. Bu inkâr Kıbrıs sorununa ilişkin anlayışları ve görüşleri belirleyen somut bir kimliğe sahiptir. Masum Kıbrıslıtürklerin siyasi cinayetlerin kurbanı olmaları karşısında susulması Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bir Kıbrısrum devleti olduğu ve öyle kalmaya devam etmesi gerektiği yönünde Sağ’da hâkim olan derin inançla bağlantılıdır.  Örneğin 1963-1974 dönemi tarihinin çarpıtılmasının ardında şu mesaj vardır: Kıbrıslırumlar ve somut olarak Kıbrıslırum hâkim sınıflar suç ve cinayetler işlemediğine (bilakis işlenen suç ve cinayetlerin kurbanları olduğuna) göre, o zaman iktidarı Kıbrıslıtürklerle paylaşmayı reddetmek meşru bir tutumdur. Bu şekilde, “milli değerlere bağlılık” diye adlandırdıkları görüş otoriter bir şekilde kullanılarak ve buna belirli bir içerik verilerek, genel olarak kendi ideolojik hâkimiyetinde olmayan ve farklılıkları olan her şeyi dışlayan bir Helenliğin, Kıbrıslıların Helenliğinin Kıbrıs devleti tarafından korunması ve yaşatılması gerektiği anlayışı böylesi bir tarih yorumuyla beslenmektedir.

Kıbrıstürk toplumuyla ilgili olarak Kıbrısrum toplumunda yıllarca hâkim olan basmakalıp “değerlendirmeler” bu söylem aracılığıyla tekrar gündeme getirilmektedir. Bu “değerlendirmelerde” Kıbrıstürk toplumu Kıbrıs tarihinin bir öznesi olarak değil, adeta yokmuş gibi sunulmakta ve sadece Türkiye’nin yayılmacı politikasını yansıtan bir ayna olarak gösterilmektedir. Bu çerçevede, Kıbrıstürk toplumuna Ankara’nın Kıbrıs politikasını kabul eden pasif bir nesne ve Türkiye’nin taksimci politikasını yaşama geçirmesinde kullanılan bir “Truva Atı” olma rolü yüklenmektedir.

Böylesi yorumlarla, Kıbrıslıtürkler tarihin dışında bırakılmaktadır. Yukarıdaki anlayışla Kıbrısrum toplumundaki milliyetçi çevreler, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin eş yaratıcısı olan Kıbrıstürk toplumuyla eşit şartlarda muhatap olma sorumluluğundan kurtulmayı hedefliyorlardı. Kıbrıslıtürkleri kâh “Truva atı”, kâh Türk yayılmacılığın “stratejik azınlığı” olarak niteleyen görüşler Kıbrısrum milliyetçiliğinin bağımsız Kıbrıs devletini ikinci bir Helen devleti olarak gördüğü çerçeveyi oluşturan doktrinlerinden bazılarıydı. Dolayısıyla onların anlayışına göre “Helen olmayan” her şey “Helen iktidarına” boyun eğmeli ve nüfusun Helen çoğunluğu tarafından belki de bazı “tavizlerle” sınırlandırılmalıydı.

Bu siyasi tutumun ülkenin geleceği açısından çok yönlü olumsuz sonuçları oldu. Kıbrıs’ta ikinci bir Helen iktidarı inancından ilham alan somut çevrelerin faaliyetlerinin Kıbrıslıtürklerin bir kesimini Türkiye’nin bir kurtuluş çaresi olabileceğine görüşüne yönelttiği apaçık bir gerçektir. Ayrıca başka bir olumsuz sonuç da, Kıbrısrum toplumu içerisindeki bu milliyetçiliğin Kıbrıstürk toplumu içerisindeki milliyetçiliğin kendi “mitlerini” yaratmasına bu şekilde yardım etmesi oldu. Böylece Kıbrıstürk toplumunun büyük bir kesimi Kıbrısrum toplumu içerisindeki bu milliyetçiliğin karşısında kendi “işine gelen” bir pozisyonu aldı ve kendi aşırı uç liderlerinin milliyetçiliği karşısında eleştirel bir tutum almadı. Sonuçta Kıbrıs’ta milliyetçiliklerin birbirlerini beslemelerinin diğer bir yanı da budur.

Maalesef bu olguların sadece uzak bir geçmişten söz ederken değinilen olgular olmadığı bugün anlaşılmaktadır. Kıbrıslıtürklerin siyasi eşitliğine tahammülsüzlük, onların haklarını “kabul edilemez” olarak niteleyen karşı çıkış veya en iyi haliyle dahi bunları “kaldırılması gereken ayrıcalıklar” olarak gören anlayış devletin Kıbrıslılığının ve gerçek bağımsızlığının önüne tekrar engeller koymaktadır. Devletin yeniden birleşmesinin temel öğeleri olarak, toplumların birlikte hareket etmelerini, ortak faaliyetlerini, yönetimde yaratıcı bir biçimde yer almalarını ve işbirliklerini öne çıkaran bilincin gelişmesini böylesi anlayışlar engellemektedir.

Nikos Moudouros

Gaile, 31 Ocak 2015, Sayı 303

Advertisements

Σχολιάστε

Εισάγετε τα παρακάτω στοιχεία ή επιλέξτε ένα εικονίδιο για να συνδεθείτε:

Λογότυπο WordPress.com

Σχολιάζετε χρησιμοποιώντας τον λογαριασμό WordPress.com. Αποσύνδεση / Αλλαγή )

Φωτογραφία Twitter

Σχολιάζετε χρησιμοποιώντας τον λογαριασμό Twitter. Αποσύνδεση / Αλλαγή )

Φωτογραφία Facebook

Σχολιάζετε χρησιμοποιώντας τον λογαριασμό Facebook. Αποσύνδεση / Αλλαγή )

Φωτογραφία Google+

Σχολιάζετε χρησιμοποιώντας τον λογαριασμό Google+. Αποσύνδεση / Αλλαγή )

Σύνδεση με %s